Anasayfa Manşet Paylan: “Yaratılan tecrit şartları kaldırılıncaya kadar durmayacağız!”

Paylan: “Yaratılan tecrit şartları kaldırılıncaya kadar durmayacağız!”

Perşembe, 10 Ağustos 2017 14:04
Yazdır PDF

garo paylanİstanbul: Halkların Demokratik Partisi (HDP) 20 Temmuz günü Beşiktaş Abbasağa Parkı’nda “Durmayalım, dur diyelim, faşizmi durduralım” sloganıyla açıkladığı “Demokrasi Mücadele Planı” deklarasyonunun ardından Amed, İstanbul, Wan ve İstanbul’da sokağa çıkma kararı aldı. 25 Temmuz günü Amed’de Ekin Ceren Parkı’nda HDP’nin Meclis Grup Toplantısı’nın ardından başlayan 7 günlük Adalet ve Vicdan Nöbeti’ni, 1 Ağustos günü İstanbul devraldı. Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda bir hafta süren Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan ile konuştuk.

 

- Nöbetinize vicdan kavramını eklemenizin ne gibi bir anlamı var?

- Türkiye’de en çok aşınmış iki kavram olduğunu düşünüyorum adalet ve vicdanın. Aslında yavaş yavaş ısınan bir kazanın içinde gibiyiz Türkiye halkları olarak. Ve bize dayatılan hep suçlara, vicdansızlığa ve adaletsizliklere sessiz kalmamız. Saraydaki bütün iradenin toplanması ve bunun hiçbir mekanizmayla denetlenememesi, aslında bize bu dayatılıyor. Buna mecliste itiraz ettik. Meclis maalesef daha da işlevsiz hale getirildi. Yargı işlemiyor. Basın yeterince denetleyemiyor. Basının da üzerinde olan baskılarından kaynaklı. Bu üç kurumun da işlemediği nokta vicdan ve adaletin aşındığı noktalardır. Ve Sarayın keyfiyetine mahkûm kalmışsınızdır. Sarayın keyfiyeti de suçlar işliyor. Ve bunlar da vicdanları köreltiyor. O anlamda bu kavramların aşındığı görüp bu kavramların üzerinde durmak istedik.

 

- Nöbetin siyasal gündemdeki amacı ve hedefleri nelerdir?

- İlk dört hafta, yani ifşa dört haftası. Pasif bir direniş, sivil itaatsizlik eylemi ve Türkiye toplumuna yaşadığımız şartları ifşa etmek anlamında bence kullanılacak ve bunu bir demlenme aşaması olarak görebiliriz. Diyarbakır nöbetimizi yaptık şimdi İstanbul nöbetlerimizi yapıyoruz. Gelecek hafta Van’a gideceğiz. Sonra İzmir’e. Bu dört hafta amacımız tamamen pasif anlamda devletin dayattığı uygulamalarla çok fazla kavga etmeden herkese Türkiye’nin artık yarı açık bir cezaevi olduğunun ifşasını yapmaktır. Bunun farkında varılması için yapılan bir ifşadır.

 

- Yaklaşık 1 yıldan fazladır OHAL ve KHK’ler ile yönetiliyoruz. Türkiye’deki siyasal gündem içerisinde Adalet ve Vicdan Nöbeti’nin önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Barış süreci yaklaşık iki yılı geçkin süre önce bitirildi. Ve iki yıldır her anlamda suç işliyorlar. Ve bu suçları gizlemek için de suçları ifşa eden herkesi yani yargıdaki herkesi işinden ediyorlar. Basına baskı kuruyorlar, meclisi susturuyorlar. Denetleyebilecek bütün mekanizmaları susturuyorlar. Ve Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ülkesi yaratmaya çalışıyorlar. Maalesef bunu da normalleştirmek istiyorlar. Buna itiraz etmediğimiz sürece herkes bunun normal olduğunu ve R. Tayyip Erdoğan’a biat etmek dışında bir yol olmadığını düşünecek. Ve maalesef bu artıyor. Çünkü korku bulaştıkça Erdoğan’dan başka çare olmadığını ve ona itiraz etmememiz gerektiği empoze edilmeye çalışılıyor. Tam tersine biat etmemiz gerekliliği normalleştikçe buraya doğru bakan insan sayısı çoğalıyor. Oysa ona itiraz ettiğimizi, bu itirazımın büyüyebileceğini ve bu itirazımızın onu etkisizleştireceğini görüldüğü anda insanlar oradan kopmaya başlayacaklar. Yani önemli olan ona itiraz edenler olarak adalet talebinde yeni bir dinamik yaratıp o dinamiğin de Türkiye’de seçimleri kazanabileceğini, Erdoğan rejimine son vereceğini, demokratik bir mücadeleyle buna son vereceğini göstermemiz gerekiyor. Bunu gösterdiğimiz gün, inanın oraya inanmayan milyonlarca insan var. Oranın zulmüne tepkili ama kerhen yanlarında duruyorlar. O inancı küçültmenin yolu başka bir dinamiğin kazanmasından geçiyor.

 

“CHP adalet derken içini tam olarak dolduramadı”

 

- Adalet ve Vicdan Nöbeti’nin CHP’nin Adalet Yürüyüşü’nden farkını nasıl koyarsınız?

- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) iyi bir şey yaptı. Nihayet bu adalet talebini sokağa indirdi ancak CHP adalet derken içini tam olarak dolduramadı. Yani biz herkes için adalet derken itirazımız bu yöndeydi. Çünkü CHP’nin içinde pek çok kanat var. Milliyetçiler de, ulusalcılar da var. Ve onların Kürt meselesinde herhangi bir adım atılmaması yönünde CHP’yi paralize eden bir anlayışı var. Ermeni meselesinde, Kürt meselesinde, Alevi meselesinde ve diğer pek çok eşitlik meselesinde maalesef tırnak içerisinde söylüyorum “Türkçü” bakışları var. Önyargılar var. Ama her ne olursa olsun CHP’nin yürüyüşü önemliydi. Adalet talebini yükseltmeleri önemliydi.

Ama adalet dediğimizde içini doldurmamız gerekiyor. Eşitlik temelinde bir adalet, özgürlük temelinde bir adalet, herkes için adalet şeklinde genişlemesi gerekiyordu. Ben açıkça söyleyeyim; CHP’nin talebini duydum ve heyecanlandım. Onlar da bizim nöbetimizi duydular, ziyaret ettiler. Önemli olan bu taleplerin birleşmesi ve ortak paydalarımızı en azından faşizm şartlarında birleştirebilmek. İdeali bulamayabiliriz ama faşizmi en azından geriletmek yönünde ortak paydada buluşabiliriz diye düşünüyorum. Bu taleplerin buluşabileceğini düşünüyorum. Yalnızca CHP’nin tabanıyla değil AKP tabanında da ciddi rahatsız kesimler var. Onları da kapsayacak, Adalet ve Vicdan talebinde buluşturacak bir hareketi hep birlikte geliştirebiliriz.  

 

- Devletin Vicdan ve Adalet Nöbetine yaklaşımı nasıl?

- Devlet her türlü itirazı bastırmak veya etkisizleştirmek üzerine hareket ediyor.  Çünkü çözüm üretemeyenler ancak zulüm üretirler. Ve Türkiye’yi de artık açık ve kapalı cezaevleriyle donattılar. Kapalı cezaevlerinde arkadaşlarımız var. 80 milyon da açık cezaevinde yaşıyor. Aslında adalet nöbetine tavrı da, aşağı yukarı bir açık cezaevine nasıl davranıyorsa o nokta da davranıyor. Ve ablukaya alıyor. Yaşadığımız şey bir abluka. Aslında bütün Türkiye olarak bu şartlarda yaşıyoruz ve bu şartların bir tezahürünü de bu nöbetlerde etrafımızdaki ablukalarla, tomalarla, akreplerle ve devletin orantısız tedbirleriyle görüyoruz.

 

- Son günlerde T. Kürdistanı’nda ve son olarak da Okmeydanı’nda bir çocuğun polis araçları ile ezilmesi, simitçi çocuğun ve müzisyen kadının devlet memurlarınca şiddet görmesi vs. Tüm bunlar ülkenin nasıl bir topluma dönüştürülmek istendiğini gösteriyor sizce?

- Kötülük sıradanlaştırılıyor. Yani iki yıl önce Tayyip Erdoğan güvenlik güçlerine “siz mevzuata bakmayın, bürokrasiye bakmayın, işinizi yapın” dediğinde, yani “suç işleyin, merak etmeyin, arkanızda ben varım” dedi. Veya Cizre, Sur, Silopi’de ordu dokunulmazlık istediğinde, Meclis dokunulmazlık yasası çıkarttığında “siz oradaki şehirleri bombalayın, sivil halkı katledin, merak etmeyin, ben arkanızdayım” deniyordu. Şimdi sokakta da olan bu şiddet kamu görevlilerinin hesap vermediğini gören başkaca kamu görevlileri tarafından şiddeti sıradanlaştırıyorlar, normalleştiriyorlar çünkü biliyorlar ki ben şiddet uygularsam hesabını vermeyeceğim. Yani kötülüğün her anlamda sıradanlaştığı günlerden geçiyoruz.

 

- Bundan sonrası için ne yapmayı planlıyorsunuz?

- Merkez Yürütme Kurulumuzun bir kararı olacak. Değerlendirmeler yapılıyor. Dört haftanın sonunda bir değerlendirme yapılacak. Sanıyorum İzmir aşamasında yeni bir değerlendirme yapılıp bu eylemin nereye doğru evirileceğine karar verilecek. Çünkü biz durmayacağız dedik. OHAL kalkıncaya kadar, bütün seçilmiş vekillerimiz özgür oluncaya kadar ve Türkiye’de yaratılan tecrit şartları kaldırılıncaya kadar biz durmayacağız dedik. İzmir aşamasında bu karar alınacak.


Son Haberler

Özgür Gelecek yeni sayısı çıktı!

ozgur gelecek 151

Alt Menü