Anasayfa Manşet RÖPORTAJ | “İşçilerin ekonomik sorunlarından başka sosyal ve kültürel sorunları var”

RÖPORTAJ | “İşçilerin ekonomik sorunlarından başka sosyal ve kültürel sorunları var”

Salı, 09 Ocak 2018 16:43
Yazdır PDF

FB IMG 1514840460221Kartal: Kartal İşçi Meclisi’nden Özgür Ağgez ile İşçi Meclislerinin kuruluş ihtiyacını, çalışmalarını ve son KHK ile taşeronu kaldırdık aldatmacasını ile birlikte birçok güncel konu hakkında konuştuk.

 

- Kartal İşçi Meclisleri hangi ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıktı?

- Çok yakın bir tarihte oluşturuldu Kartal İşçi Meclisi. 2017 Nisan-Mayıs aylarında kuruldu, normalde, işçi meclisleri dediğimizde bağlı olduğu kurumda, sendikaya alternatif olarak kurulur.

Söz, karar ve yetkinin bahsini ettiğimiz kurumların elinden alınıp tamamen işçinin eline verilmesi amacıyla kurulur. Şimdi bizim meclisi kurarken böyle bir ihtiyaç var mıydı yok muydu diye sorulduğunda; Kartal Belediyesi’nde böyle bir ihtiyaç yoktu diyebiliriz. İşçilerin böylesi bir talebi yoktu, biz arkadaşlarla yanyana geldik, böyle bir talep olmaması bizi meclis kurma fikrinden vazgeçirmedi.

Yani biz biraz da tarihi incelediğimizde sınıf bilincine sahip işçinin deyim yerindeyse  “işçinin avare bilinci” ile değil sahip olduğu sınıf bilinci ile ortaya çıktığını görüyoruz. Bu bağlamda işçi meclisleri Marx’ın dediği gibi “İnsanım ben ve insani olan her şeye de duyarlıyım” yaklaşımını baz aldı.

Meclisin içinde farklı alanlardan, fen işlerinden, alt yapıdan, park bahçeden işçiler var, şoför olarak çalışan işçilerin biraz daha yoğunlukta olduğunu söyleyebiliriz, az da olsa plaza çalışanı işçi arkadaşlar var.

Katılım biraz da sınıf bilinci ile ilgili tabi. Meclis bütün işçilerin sorunlarını kapsayan ve bulunduğumuz her alanda sınıf bilincini yaymak gibi bir hedefle kuruldu diyebiliriz.

Diğer taraftan işçilerin ekonomik talepleri dışındaki sorunlarını görmezden gelirseniz bu işçi sınıfının tarihini eksik kavramak olur bana kalırsa.  Ekonomik taleplerimizin yanısıra kültürel, sosyal, entellektüel, politik bir bilinç sorumuz var. Aslında bizler açısından can acılı nokta da budur, bu sıraladığımız noktalarda bilincimiz geliştirmek.

Bağlı bulunduğumuz kurum içinde hem kendimizi geliştirmek hem bilinci artırmak ve bunu yaymak, kuruluş amaçlarımızdan biri de budur.

Biz işçiler olarak sosyal kültürel, bilimsel vb. yönlerden bilinç kazanmayı çok önemsiyoruz. Devrimi gerçekleştirecek olan işçi sınıfının, bu bilinci edinmeden bunu gerçekleştireceğine inanmıyoruz.

Bizler çalışma suresinin 8 saat olmasını da işçinin kendisine zaman ayırması gerektiği için talep ediyoruz. Aynı zamanda sadece işçiler olarak değil ailelerimizin de bu noktada önemli bir yerde durduğunu görüyoruz, Shakespeare’ın bir sözü var “kendini ihmal etmek, kendini sevmekten daha büyük bir günahtır.” Biz bu söze katılıyoruz çünkü kendini geliştirmeyen aileler çocuklarıyla da bu anlamda ilişki kuramaz.

 

“Bu varolma mücadelesi!”

- Tam da bu bakış açısıyla işçilerin sorunları dışında Türkiye’nin güncel sorunlarına dair de etkinlikler yapıyorsunuz. Örneğin; bir Ortadoğu paneli yaptınız. Yani sınıf bilincini geliştirmenin bir parçası olarak, bir parçası olarak Türkiye’yi politik olarak tartışmak, değerlendirmek, anlamak gibi bir dert taşıyorsunuz?

- Bizim asıl derdimiz aslında işçinin, kol-kas ve emek gücüyle çalışan atölye işçilerine yönelik olarak çalışma yerlerini, o atölyeleri bir okula çevirmek. Biliyorsunuz genel bir kanı var, kol ve emek gücü ile çalışan işçilerin, maaş çekmek dışında başka bir şey bilmeyen, cahil, ne emir verirsen yapan kesim olduğuna dair. Biz onaylamadığımız bu algıyı kırmak istiyoruz.

Bir taraftan da Kartal işçisinin bir kimlik kazanması için etkinlikler yapıyoruz. Bu bir var olma mücadelesidir aynı zamanda. Kartal işçisinin toplumsal mesellere duyarlı olduğu, tartıştığı, ortaya bir şeyler koyduğu, farkındalık oluşturmaya çalıştığına yönelik etkinliklerimiz oldu. Biri geçtiğimiz Mayıs ayında 12 Eylül’deki katliam davasının zaman aşımına uğramasına yönelik “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz” şiarıyla bir belgesel film gösterimi idi. Filmin başında bir de söyleşi yaptık.

manşet kartal işçiDiğeri ise Ortadoğu Sarmalı ve Türkiye başlıklı paneldi. Neden bu konuyu seçtiniz derseniz; bütün dünyanın en çok merak ettiği ve işçi arkadaşlar arasında en çok konuşulan mesele Ortadoğu. Herkesin kafasında soru işaretleri var, Ortadoğu’da süreç nereye gidiyor diye. Biz de bir Ortadoğu ülkesiyiz, eskiden “biraz komşuyduk” ya da “Ortadoğu’nun İsviçresi” deniliyordu ancak son süreçte AKP ile birlikte böyle olmadığı da anlaşıldı. Şimdi yanıbaşımızda süren bu katliam ve soykırımlara, emperyalistlerin adeta 3. dünya savaşlarına daha fazla sessiz kalamazdık.

Biz de Faik Bulut ve Temel Demirer ile böyle bir etkinlik yaptık. Örneğin bundan sonra da işçilerin sağlık konularına, çocuklarıyla iletişim şekillerine dair çalışmalar yapabiliriz. Bütün bu çalışmalar bilinçli, donanımlı işçiler olmak için yaptığımız etkinliklerin bir parçasıdır.  Lenin’in bir sözü var, “İşçilere bilinç dışarıdan verilir” diye.

Biz de bu bilinci edinmek ve yaymak için çabalıyoruz.

 

“Kayıtsız şartsız bütün taşeron işçilere kadro”

- Belediye’de çalışan işçiler taşeron mu? Son çıkan KHK’da taşerona dair bir “düzenleme” var. Siz neler söylemek istersiniz bu konuda...

- Taşeron sisteminde eskiye oranla bir “düzelmeden” bahsedebilir ancak hala ciddi çok sorunlar var. Bizim meclis içerisinde müdür ve memur sıfatında olanlar dışında çalışan bütün arkadaşlar maalesef taşeron çalışıyor.

İşçi sınıfı olarak kayıtsız şartsız bütün taşerondaki işçilerin kadroya taşınmasını savunuyoruz. Aslında taşeronun kaldırılmasını talep ediyoruz ve özelleştirmeye de karşıyız. Esas taleplerimiz budur.

Diğer taraftan son KHK ile ilgili birçok soru işareti var. Örneğin; bütün işçilerin taşerona geçeceği söylendi ancak sonradan sağlık, milli eğitim ve birkaç tane daha kurum olduğunu öğrendik. Diğer kurumlar bu düzenlemenin içine girmiyor, güvenlik soruşturması vb. saçma sapan nedenler var. Sonrasında da meclis tatile girdi. Diğer taraftan ayın 2’si ile 12 arasında herkesin geçmişe dönük haklarından feragat etmesi için dilekçe yazılması istendi. Bugün Kartal işçilerinin hemen hepsinde ciddi soru işaretleri var, herkes kendi hakkından feragat edecek mi etmeyecek mi sorusu var örneğin. Kimisi diyor ki eski açılan davalar var,  işin o kısmı oldukça karışık.

Yeni çıkan kanun 4 Aralık öncesini kapsıyor, şimdi Kartal Belediyesinde bütün şoförlerin ihalesi yeni yapıldı ve kamyon şoförleri kapı koluymuş gibi belediye işçisi olarak gösterilmedi. Yani 4 Aralık’a kadar Belediyede çalışıyoruz gibi görünmüyor. Şimdi öyle kötü bir noktaya geldi ki biz yararlanamayacağız gibi görünüyor ancak bir yandan da taşeronu kaldırdık deniliyor. 

Son “düzenleme” denilen yasa hem karışık hem söylenenlerin aksine gerçeği yansıtmıyor.